ORGANİK BESLENMEYİ BİR YAŞAM TARZI HALİNE GETİRMEK

Şişli Feriköy’deki Buğday Derneği’nin kurduğu Türkiye’nin ilk organik pazarını ziyaret ettik. Muhteşem Yüzyıl’ın Kanuni Sultan Süleymanı’ı Halit Ergenç de oradaydı, yıllar öncesinin doğal pazarlarının kokusunu özleyenler de…

Şişli Feriköy’de Buğday Derneği’nin kurduğu Türkiye’nin ilk organik pazarındayız. “Organik yemezsem olmaz” diyen sağlıklı yaşam tutkunlarının vazgeçilmez adreslerinden Feriköy Organik Pazarı sabahın ilk saatlerinden itibaren çok hareketli.

Haftasonu doğal ürünlerle hazırlanmış kahvaltı yapmak isteyen İstanbullular soluğu organik pazarda alıyor. Pazara adım attığımız anda mis gibi sebze ve meyve kokusuyla karşılıyoruz.

Pazarın yaşlı müdavimleri “Bu kokular gençliğimizde tüm pazarlarda vardı” diyerek dert yansa da özledikleri kokuyu ve tadı burada bulmaktan dolayı çok mutlu olduklarını söylüyor. Meyvenin ve sebzenin en doğal renkleriyle tezgahlardaki yerini aldığı pazarda herkes fiyatların el yakmasından şikayetçi belki ama çoğu zaman bu konuşmalar “organik yiyebilmek her şeye değer” sözleriyle noktalanıyor. Artık dogal tatları bize sunan organik ürün tercihimizi yaşam tarzı haline getirmeliyiz, yoksa hem sağlık aorunları yaşayacağız hemde dogal tatları unutacağız.

 

KANUNİ PAZARDA

Pazarın en hareketli saatlerinin yaşandığı sıralarda bir meyve tezgahının başında Muhteşem Yüzyıl dizisin Kanuni Sultan Süleyman’ı Halit Ergenç’e rastlıyoruz. Poşetlerini hızlı hızlı dolduran ünlü oyuncu oğlu Ali’yi de bir an olsun yanından ayırmıyor.

Organik pazarın en sıkı müdavimlerinden biri olduğunu söyleyen Ergenç, “Sağlıklı ürünler yiyebilmek için organik pazara geliyorum” diyor.

Önceki gün Milliyet’te organik tarımı anlatan Karacebeyli Şaban Burhan’ı da dün pazarda tezgâhının başında yakalıyoruz. 2003 yılından beri organik tarımla uğraşan Burhan, 250 dönümlük çiftliğinde sebze ve meyve yetiştiriyor.

Read More

NEDEN ORGANİK ÜRÜN?

GELECEK İÇİN ORGANİK TARIM
– Aslında organik tarım gelecek nesilleri korumak için, kimyasallarla kirlenmeyen bir toprak ve çevre demektir.
– Kimyasalların olumsuz etkilerinden insanları, çevreyi ve hayvanları korunmak için, organik tarım, gerekmektedir.
– Toprağın verimliliğinin dogal olarak devam edebilmesi için, doğal yollarla uzun dönem beslenebilmek ve kendimizin sağlığını korumak için dogal tarım.
– Toprağın dogal yapısını ve canlıların genetik yapılarında ki erozyonunu önlemek için,
– İçilebilir, kullanılabilir su miktar ve kalitesini korumak için, çünki kullandığımız kimyasallar aşagı yukarı bütün çevre faktörlerini ( Hava, Su, Toprak) etkilemektedir.
– Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak ve enerji tasarrufu yaparak dogal olan çevre faktörlerine daha az zarar vermek için,
– Üretici ve tarımsal işletmelerde çalışan insanların kimyasallarla ilgisinin kesilmesi nedeniyle sağlığını korumak için, organik ürünleri tercih etmeliyiz.
– Küçük çiftçilerin güvenliğini üretim döngüsü veya gelir düzeylerini arttırarak sağlamak,
– Ekonomiyi desteklemek,
– Sağlıklı ve besin kalitesi yüksek ürün elde etmek.

İyi bir gelecek için sağlıklı ve iyi beslenmenin yanı sıra, beslenecek alanlarında kirlenmeden korunması gerekir, ancak böylece dogal haline en yakın olan organik Tarım bize sağlıklı, temiz, güvenilir, GDO’ suz ve Hormonsuz ürünler sunar. Hem dogayı hemde kendimizi korumuş oluruz.

Organik Tarım ürünlerinde, ürün üretilmesinden tüketilmesine kadar her aşamada izlenmektedir. Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş 19 adet Kontrol ve sertifikasyon Kuruluşu tarafından kayıt altına alınarak izlenmekte ve denetlenmektedir. Tüketici aldığı ürüne ait sertifika ile ürünün kim, nerede, nasıl, üretildiğini sorgulayabilir. Laboratuvar analizleri ile ürünün sağlıklı olduğu belgelenmektedir.

GENEL OLARAK ORGANİK ÜRÜNE BAKTIĞIMIZDA

1. Organik Ürün Sağlıklıdır Çünki:

Klasik tarımla elde edilmiş ürünlerde sentetik ve zararlı kimyasallar kullanılmaktadır. Bu nedenle besleme seviyesi düşmektedir. Ortalama bir organik yiyecekte ise yüksek seviyelerde C vitamini ve kalsiyum, magnezyum ve kanser savaşçısı antioksidanlar gibi temel mineraller içermektedir.

2. Organik Ürünlerde sağlıga zararlı maddeler yoktur:

Organik ürünler kimyasal gübreler ve diğer toksik maddeler kullanılmadan üretilir. Organik yiyecekler kalp krizi, migren ve hiper aktivite, çocuklarda erken gelişim gibi sağlık problemlerine sebep olabilecek GDO gibi içerikler bulundurmaz.

3. Organik Ürünler üretimden tüketime Yüksek Standartlıdır:

Organik ürünler güvenilir kaynaklardan gelir. Bütün organik çiftlikler yılda en az bir kez teftiş edilir. Organik ürünlerle ilgili standartlar Türk ve Avrupa yasalarında belirtilmiştir. Konvansiyonel (bilindik usul, geleneklesel) tarımın verdiği çevre zararını karşılayabilmek için devletler bütçelerinden para harcamak zorunda kalırlar ve bu durum bizim vergilerimize yansır. Oysa organik Çevre ve Halkın sağlığını koruduğu için devlete yükü daha azdır.

4. Organik ürün tüketmeliyiz çünki, Çevreyi Korur

Bilakis toprağı, havayı, temiz su kaynaklarını, genetik düzeni ve biyolojik çeşitliliği korur, destekler, bunların sürdürülebilirliğini sağlar. Ayrıca toprak erozyonunu engeller, tüm bu eylemleri yaparken yinelenebilen enerji kaynaklarından faydalanır, genel enerji tüketiminde tasarruf sağlar, beslennildiğinde iyi bir besin maddesi, ekononik olarak degerlendirildiğinde ise üreticilerin ekonomisine destek olur, ihraç edildiğinde ülke ekonomisine büyük katkı sağlar.

Kaynak: http://organik.tarim.gov.tr

Read More

ORGANİK ÜRÜN NEDİR ?

Organik tarım, üretim aşamasında sertifikalandırılmış, üretim aşamasında kimyasal kullanılmadan yapılan bir üretim şeklidir, ayrıca tüketim aşamasında da izlenerek denetlenen ürünlerin oluşturduğu ürünlere organik ürün diyoruz. Organik üründe sertifika şarttır, üreticiler bu belgeyi göstermek zorunda. Organik tarımda tek yapılan doğal döngüye dikkat ederek üretim de bulunmak ve bu ürünleri tüketicilere ulaştırmaktır.

Read More

ORGANİK ÜRÜNLERDE TARIM İLAÇ KALINTISI OLMAZ NEDEN?

Bilginin en değerli şey ve en büyük eksikliğimiz olduğunu söyleyen çiftçi Şenay, “Ürünlere atılan ilaçlar ve zararları bilinmiyor. Çiftçi komşusuna bakıp ilaç atıyor. Yediğimiz her üründe vücudunuz ilaç biriktiriyor. Kendi halkımıza bilerek, bilmeyerek zehirli ürünleri yediriyoruz” dedi
Organik turumuzun bir diğer durağı da Manisa Saruhanlı’ya bağlı Koldere kasabasıydı. Kasabada organik tarımın en önemli temsilcisi okullu çiftçi Müjgan Şenay. Ziraat Mühendisliği eğitimi alan Şenay’ın uzmanlık alanı çevre bilimleri ve ekolojik tarım. Mastırını Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde toprak kirliliği alanında yapan Şenay, eşi Sezen’le evlenir evlenmez soluğu tarlada almış. ‘Organik benim uzmanlık alanım bu işi en iyi biz yaparız’ diyerek organik tarıma başlayan Şenay, organik tarım macerasını Milliyet’e anlattı:
İlk hangi ürünle başladınız?
Pamuk. Çevredeki diğer çiftçiler o zaman bize ‘Pamuğun organiği mi olur?’ diyerek uzaylı gibi bakıyordu. Pamuktan sonra da zeytin ve üzüm üretimine başladık. Son 6 yıldır da yaklaşık bin dönümlük arazide meyve ve sebze üretimi yapıyoruz.
Neden organik üretiyorsunuz?
Öncelikle iki çocuk annesiyim. Sağlıklı yemek ve sağlıklı gıda düşüncesiyle bu yola çıktık. Konu da benim uzmanlık alanımdı ve en iyi bizim yapabileceğimizi düşündük. Zeytin ve üzümde başarı sağlayınca organiği öğrendik. En zoru da sebzedir. Sebzeyi öğrenmemiz üç yıl sürdü ve hâlâ yeni bir şeyler öğreniyorum. Yeni zararlılarla karşılaşıp yeni mücadele yöntemleri geliştiriyorum. Bir de organiğin tadına bir kez varınca başka bir üründen tat alamıyorsunuz. O damak tadını arıyorsunuz.

Kadınlar daha duyarlı sanırım
Organik sabır işidir. Sabır da biraz kadınların işi. O nedenle bu bölgede organik tarım yapanlar daha ağırlıklı olarak kadınlar. Kadınların annelik güdüsüyle sağlıklı nesiller yetişmesi düşüncesi de baskın geliyor. İçinde oldukça doğal çevrenin nasıl korunması gerektiğinin farkına varıyorsunuz. Ben arazimde gezerken müthiş zevk alıyorum. Sağlıklı olduğunu bildiğim, çevreye zarar vermediğim için huzur buluyorum.
Organik tarım sizce ne anlama geliyor?
Organik tarım, sertifikalandırılmış, kimyasal kullanılmadan yapılan bir üretim şekli. Birçok kişi ‘Bunlar tarlada yetişti organik’ diyor. Oysa yok böyle bir şey. Sertifika şart. Bunun belgesini göstermek zorundasınız. Organik tarımda tek yaptığınız şey doğal döngüyü kurmak. Bu iş bir sevda işi.
Kimyasal kullanmadan üretim mümkün mü?
Televizyonlarda ‘ilaçsız üretim yapılamaz’ diyorlar. Yok böyle birşey. Eskiden ilaçla mı üretim yapılıyordu? Doğal döngüyü oluşturun bak nasıl üretim yapıyorsunuz. Mesela bizim burada 2 yıldır ‘Tuta’ diye bir zararlı çıktı. Buna karşı yılda 12 kez ilaçlama yapan çiftçi gördüm. Çılgın bir ilaçlama yapıldı. O ürünü yiyemezsiniz. Biz ise sıfır ilaçlamayla sezonu bitirdik. Çünkü doğal zararlılar o Tuta’yı yiyip bitirdi. Doğru teknikler kullanmak gerekiyor. Hangi bitkinin yanına hangi bitkiyi ekeceğinize çok iyi karar vermelisiniz. Mesela ben patlıcanın yanına mutlaka 1-2 sıra domates ekerim. Domatesin üzerindeki doğal zararlılar patlıcanın üzerindeki zararlıları öldürüyor. Yine kabağın yanına ekilen 1 sıra buğdaydaki uğur böcekleri de kabaktaki yaprak böceklerini yiyerek kabaktaki zararlı oluşumunu engelliyor.
Bilgi de çok önemli o halde?
Bilgi en değerli şey ve en büyük eksikliğimiz. İlaçlar bilinmiyor, zararları bilinmiyor. Çiftçi komşusuna bakıp ilaç atıyor. İlaçlama ilaç bayisinin insafına kalıyor.
Organik olmayan ürün sağlığa zararlı mı?
Her yediğinizde korkunç oranda ilaç biriktiriyorsunuz vücudunuzda. Vücuda alınabilecek değerler Dünya Sağlık Örgütü’nce(WHO) belirlenmiş durumda. Oysaki konvansiyonel ürünlerde inanılmaz oranda yüksek değerler var. Çünkü tarladaki ilaçlamanın kontrolü yok. Burada suçlu çiftçi değil. Kontrol mekanizmasında bir eksiklik var.

‘Zehirli ürün yediriyoruz’
Hallerde de kontrol yok mu?
Yeni yasayla bu yapılmaya çalışıldı ama ne yazık ki yapılamadı. Hallere giriş kontrolleri yapılamıyor. Herhangi bir ürün analizi de yok. İl Tarım Müdürlükleri analiz yapmıyor. Yalnızca yurtdışına gidecek ürünler analiz ediliyor. Yurtdışına giden ürünler geri dönünce de üzülüyorlar. Oysa herkes bu ürünlerin farkına varıldığı için sevinmeli. İç piyasadaki ürünlerin kalıntı değerleri bu değerlerin kat kat üstünde. Kendi halkımıza bilerek zehirli ürünleri yediriyoruz. Aslında iş tarlada bitiyor. Tarlada çiftçilere danışmanlık hizmeti verecek uzman danışmanlar yetiştirilmeli ve organik üretim özendirilmeli.
Tüm ilaçlar mı zararlı?
Hepsi zararlıdır diye bir şey yok. İlaçlar ülkemize girmesin dememiz de mümkün değil. Çünkü dünyada açlık var. Dünyayı organikle doyuramazsınız ama Türkiye’deki kendi ihtiyacımızı sadece organik tarımla karşılayabiliriz. Arazilerimiz bunun için yeterli ve verimli.
Sıkıntılarınız neler peki?
En büyük sıkıntı ot mücadelesi. Bir diğer sıkıntı da tohum. 2006 yılında çıkarılan bir yasayla yerel tohumların satışı yasaklandı. Bunlar atadan gelen ve kullanılan tohumlar. Ekildikten sonra yeniden tohum alınıyor ve tekrar kullanılıyorlardı. Yasadan sonra bu tohumları maalesef kaybetmeye başladık. Çünkü ıslah etmek yerine yasaklamayı daha kolay buldular. Böylelikle de yurtdışındaki büyük tohum firmalarının önünü açtılar. Onlar da devleşti zaten.
Hangi tohumla ürünler yetişiyor?
Üç çeşit tohum var. Bunlar GDO’lu, hibrid ve yerel tohum. Organikte yerel ve hibrid tohumu ilaçsız kullanabilirsiniz. Zaten biz organikçiler GDO’lu tohumun Türkiye’ye girmesine kesinlikle karşıyız. Bu bizim tarımımızın sonu olur. GDO’lu tohumun kullanıldığı bölgede bizim tohumlarımız da döllenir ve biz tohumlarımızı kaybetmekle karşı karşıya kalırız. Mesela son yıllarda alerjik sorunların artmasının altında GDO’lu ürünlerin geldiği belirtiliyor. Biz mısır şurubu veya soya yağıyla bu GDO’lu ürünleri tüketmeye başladık. En son GDO’lu mısır geldi ve tüm firmalar bunu yem olarak kullandı.

1.5 liralık üzüm Kanyon’da 7 lira
Bir de organik ürünün pahalı olması durumu var?
Organikte maalesef tüketim çok az. Talebin az olması nedeniyle üretim de az oluyor ve bu da maliyetlerin ve nakliye masraflarının artmasına neden oluyor. Ayrıca sertifikasyon ve analiz bedelleri de çok yüksek. Bir analiz 800 lira. Belki bir kooperatif oluşturularak bu sorunlar çözülebilir. Buradan 1.5 liraya üzüm verdim Kanyon’da 7 liraya satıldı ama Migros’a verdiğim ürünler konvansiyonelle aynı fiyata satıldı. İnsanlar aslında ürünün fiyatının düşük olduğunu bilmeli.
Fiyat sorunu çözülebilir mi?
Bu işe büyük marketlerin çok ciddi el atması lazım. Aksi takdirde organik işi büyümeyecek. Organik ürün üst gelir seviyesinden orta gelir seviyesine inmeden büyüyemez. Mesela yazın Ege’ye verdiğim ürünle kışın İstanbul’a verdiğim ürün aynı. Çünkü tüketen kesim aynı. Yazın tatil için Ege’ye gidiyor kışın İstanbul’da oluyor.

Araştırmayla kanıtlayacağım
Organiğin vitamin değeri yoktur diye bir tartışma çıkardılar. Biz vitamin değerinin çok fazla olduğunu düşünüyoruz. Bunu kanıtlamak için Celal Bayar Üniversitesi, benim ürünlerimde araştırma yapacak. Bunu ispatlamak istiyorum.

Neden organik gıda?
Sağlıklı ve uzun yaşam doğal gıdaların tüketilmesiyle mümkündür. Konvansiyonel (organik tarım metodu dışındaki tüm geleneksel metotlar) tarım sayesinde dünya gıda üretimi bir miktar artmakta ancak toprak-su ve atmosfer oldukça hızlı kirlenmekte ve sonuçta insan yaşamı olumsuz etkilenmektedir.
Organik ürünler zirai ilaçlardan arınmıştır. Organik gıdalar, hiçbir yapay koruyucu, renk verici, parlatıcı veya diğer katkı maddeleri kullanılmadan işlenmiş ve paketlenmiştir. Bir üründe organik ürün sertifikasının bulunması, asgari üç yıl için bu ürünlerin hiçbir zirai ilaç veya kimyasalın kullanılmadığı tarlada yetiştirildiğini belgeler.

Ot ilacının kanser etkisi
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü öğretim üyesi Dr. Yavuz Dizdar, organik ve organik olmayan gıdanın sağlığa etkisiyle ilgili şu benzetmeyi yapıyor: “Konvansiyonel tarımda tadı, kokusu olmayan ama iyiymiş gibi görünen bir ürün yiyoruz. Aynen Pamuk Prenses’e cadının sunduğu elma gibi bir şey. Organik tarımda ise tadı, kokusu ve besleyici özelliği olan üründen söz ediyoruz. Biz masalların iyi sonla bitmesine alışmışız ama günümüzde kötü kalpliler kazanıyor.”
Bitkilerdeki zararlıları yok etme amacıyla kullanılan ilaçların yediğimiz sebze ve meyvelerle vücudumuza girdiğini belirten Dizdar şöyle devam ediyor:
“En çok ilaç ithal eden ülkeler arasında ülkemizin altıncı sırada yer aldığını da düşünürsek ne kadar bol sebze ve meyve tüketirsek o kadar çok tarım ilacı da yemiş oluyoruz. Herkesin yağ dokusunda ve annelerin sütlerinde tarım ilacı artığı var. Bir de bunlara ek olarak bitkinin içine nüfuz eden ve yıkayarak uzaklaştırılması mümkün olmayan üç farklı ilaç grubu daha var. Birincisi “büyüme düzenleyiciler” olarak adlandırılan hormonlar. Özellikle doğal mevsimin dışında üretimde çok miktarda kullanılmak zorundalar. Bugün marketlerde yılın her zamanında domates, biber, salatalık bulabiliyorsak bunun nedeni hormonların kullanılması. Biz de beslenemediğimiz gibi fazladan hormon alıyoruz. Erkeklerin aşırı östrojen almaları onları daha mülayim yapar mı bilmem ancak sperm sayısının ve cinsel isteklerinin etkileneceği kesin.

Glifosat endişesi
Bir diğer grup, küfe karşı kullanılan mantar ilaçları. Bunlar da bitkinin içine geçiyor ve insanda hormon sentezini bozuyorlar. Tarımda kullanılan bir üçüncü ilaç sınıfı var ki kanser açısından en büyük riski de bunlar oluşturuyor. Bu sınıf ot ilaçları (herbisidler) olarak bilinen sınıf. Dünyada en çok satan örneği glifosat. Geniş etkili bir ot ilacı. Çok zehirli, her tür otu öldürüyor. Çiftçilerden aldığımız bilgilere göre meyve bahçelerindeki otları kontrol için ülkemizde de yaygın olarak kullanılıyor. Özellikle gübrelemenin yapıldığı dönemlerde otlar coşmasın diye gübreye karıştırılarak veriliyor. İstatistiklere bakıldığında dünya glifosat tüketimi 1996-2006 arası dönemde tam 19 kat artmış.”

Kaynak:Kaynak : Milliyet – SAMET AKTEN İstanbul

Read More

ORGANİK ÜRÜN NERELERDE SATILIR?

ORGANİK ÜRÜNLERİN SATIŞ NOKTALARI

ŞİŞLİ EKOLOJİK PAZAR KOORDİNATÖRÜ DEFNE ÜNLÜBAY
Tüketim de üretim de artmalı
Şişli Ekolojik Pazar koordinatörü Defne Ünlübay da pazar yerlerinin Türkiye’de gelişmekte olan ekolojik tarım sektörünü desteklemeye çalışan alanlar olduğuna dikkat çekti. Ünlübay, “Pazar yerleri üreticinin gördüğü zararları en aza indirerek, onların organik tarımdan vazgeçme fikrini ortadan kaldırmaya çalışıyor.
Şu an derneğimizin dört pazarı var. Üretici perşembe akşamından yola çıkıyor cuma günü Bakırköy’de cumartesi günü Şişli ya da Beylikdüzü’nde pazar günü ise Kartal da ürünlerini satma imkanı buluyor. Eskiden tek pazar için harcadığı ulaşım maliyetini şimdi dört pazar için kullanıyor. Bu pazarlar çoğaldıkça sıkıntı azalacaktır ama üretimin de artması gerekiyor.
Her belediye organik pazar açmak zorunda olsa bunu karşılayacak bir üretim şu an mevcut değil. Pazarlarda en çok taze sebze meyve ve süt, yumurta, tavuk gibi hayvansal ürünlerin satışı fazla olduğu gözlenmektedir. Kuru bakliyat daha çok mağazalar ve marketlerin organik bölümlerinden alınıyor” dedi.

NERELERDE SATILIYOR, ADRESLERİ TELEFONLARI
– Şişli %100 Ekolojik Halk Pazarı
– Kartal Belediyesi %100 Ekolojik Pazar
– Bakırköy %100 Ekolojik Halk Pazarı
– Beylikdüzü %100 Ekolojik Halk Pazarı
– Maltepe Belediyesi Organik Halk Pazarı
– Kadıköy Belediyesi Organik Halk Pazarı
– Zeytinburnu Organik Halk Pazarı
– Ankara Çankaya Belediyesi Ayrancı Organik Ürünler Pazarı
– Ankara Yenimahalle Belediyesi Çayyolu Organik Ürünler Pazarı
– ORGANICASA / MAKİ ORGANİK İstanbul Cad.Neovista Çarşısı 14/1 0212 322 82 28 Göktürk
– AK ORGANİK Spor cd.no:16 Kartal 0216 306 66 66-02
– AMBAR İstiklal cd.kallevi sk No:6 Beyoğlu 0212 292 92 72
– BALYA ORGANİK Healthfood store. Batarya sk. Cihangir 0212 513 72 15
– EKOLOJİK İMECE Katip mustafa çelebi mh. Büyükparmakkapı sk 2/2 Beyoğlu 0212 293 63 74
– EKOORGANİK Barış mh. Zafer cd.no:1 Beylikdüzü 0212 854 27 57
– EKOORGANİK Cevahir AVM Şişli 0212 380 16 55
– EKOBAHÇE GIDA Acarlar Mh.3. Cd. 12. Sk T16/1 (Tiryaki organik) Beykoz 0216 485 29 62 / 485 30 93
– CİTYFARM MAĞAZALARI İstinye park AVM 0212 345 6274
– VİTAMİNERA Antrium Çarşısı 9. Kısım Ataköy 0212 661 78 29
– FİDAS GIDA SANAYİ Aytok Gıda San. Battalgazi mh. Şark cd. G-15 Blk. Sultanbeyli 0216 592 91 57
– GAİA YÖRESEL Süreyya Ağaoğlu sk. No:31 Teşvikiye 0212 219 42 72
– ORGANİK DÜKKAN Manolya sk. No: 7/ A 0212 358 43 10 Bebek
– GREEN APPLE Mengi Sk. No:4/B Sahrayıcedit-Kadıköy 0216 369 63 00
– ELTA ADA Caferağa Mah. Yenifikir Sk. NO: 3/A Moda 0216 336 23 76
– KAPBULA Zeytinoğlu Cd. Turay Apt. 12/B Beşiktaş 0212 351 77 07
– SARAY ORGANİK Merkez Mah. Alibeyköy Cad. No:14 Kağıthane İstanbul 0212 295 25 25
– OLİVMARE GIDA Halaskargazi Mh. Zafer sk. Emek Apt. No:34/ A Şişli 0212 291 46 56
– SAFİ KDN Adnan Kahveci Bulvarı Ünverdi İş Merkezi No:73/45 Bahçelievler 0212 441 26 07
– SAFRAN ORGANİK Nişantaşı mh.Valikonağı cd. No: 60/A Şişli 0212 231 53 29
– SERENTE ORGANİK Zeytinoğlu Cd. Şafak Apt. No: 2/2 Beşiktaş 0212 351 81 16
– GREEN SPOT Karaman çiftliği yolu cd. Göker APT. NO:60/A 2 Ataşehir 0216 577 22 18
– TÜM ORGANİK Hoşdere Cd. 132/12 ANKARA 0312 441 30 53
– GÜRSEL TONBUL ÇİFTLİĞİ Davutlar köyü. Kuşadası 0256 682 21 48 Eskikale mh.Bankalar cd. 3. park. Sk. No:38 Sivas 0346 224 73 42
– RASAYANA EKOLOJİK ÜRÜNLER Bahçelievler Mh.Pamir Cd. Hamitbey Apt. no: 54/1 ANTALYA 0242 247 25 27
– HEKİMLER ORGANİK Atatürk Bulvarı No:52/C Eskişehir 0222 234 34 17
– EKOTEPE ORGANİK Kuzgun Köyü No: 89 Karaishalı Adana 0532 401 82 84
– BİR BEYAZ ORGANİK Mahve Sığmaz Mah. 79132. Sk. Çağdaş Apt. Adana 0322 235 45 26
Güvenli organik ürünlere ulaşabilirsiniz afiyet olsun. Kaynak : Milliyet – SAMET AKTEN İstanbul

Read More

ORGANİK BAL

Ülkemizde organik bal üretimiznde öncülük yapanların tercübelerini paylaştıkları bir röportajı sizinle paylaşalım hem nasıl ürettiklerini, hemde üretim aşamasında ne gibi sorunlarla karşılaştıklarını üreticilerin kendilerinden dinleyelim.
İlk Önce İşe hobi olarak başlayan ve sonra organik bal üretimini iş haline geriren T. Mehmet Akyol’a kualk verelim.
Akyol: Arıcılık bir evliya mesleğidir.
Türkiye’de organik arıcılığın deneyimli isimlerinden biri de Tunçay Mehmet Akyol. 25 sene önce hobi olarak başladığı arıcılıkta epey bir mesafe kaydeden Akyol, bugün Sivas ve Bartın’da tonlarca organik bal üretiyor. Akyol 70 yaşında ve arıcılığın yanında bir de İstanbul Üniversitesi’nde felsefe okuyor. Akyol’a göre ‘Arıcılık evliya mesleği’.
Akyol, 2007 yılında geçmiş organik üretime. Arıcılığı iş olarak değil insanlara hizmet olarak gördüğünü söylüyor; “Telaşımız da toprak ananın karnına girmeden önce insanlığa hizmet etmek. Para kazanma hırsı vicdanın önüne geçmişse iyi bir iş yapmayı düşünemezsiniz.”
Kastamonu’nun Küre Dağları’nda başladığı organik arıcılığa bugün Sivas ve Bartın yaylalarında 400’e yakın kovanla devam ediyor Akyol. Talebe göre kovan sayısını arttırmak gibi derdi olmadığını söylüyor. Bu işin sırrının, sınırlı kovanla nitelikli iş yapmaktır diyor.
Organik üretime geçtiği 5 yıl öncesine kadar arıcılığı ticari amaçla yapmadığını anlatan Akyol, “Niçin organik arıcılık?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Bu işi yapıyorsam nasıl en iyi şekilde yaparım diye düşündüm. O zamanlar köydeydim. Türkiye’de ve dünyada arıcılığı araştırdım ve organik arıcılık diye bir sistem olduğunu gördüm. Bizim yaptığımızdan daha faydalı ve doğru olduğunu düşündüğüm için organik bal üretimine geçtim.”
Tüm ürünlerinin sertifikalı olduğunu kaydeden Akyol, “Arı kovanlarımızın çevresinde ilaçlı tarım alanı yok. Ana yollara yakın bir yerde de olmaması gerekiyor. Egzoz dumanı gibi kötü gazlar buraya ulaşmıyor. Kovanlar evimiz gibi temiz tutulması gereken yerler. 2007’de tüm kovanlarımızı da organik üretime uygun hale getirdik. Hiç bir aşamada ilaç kullanmıyoruz” diyor.
Organik arıcılıkla babadan oğula geçen geleneksel arıcılığı karıştırmamak gerektiğinin altını çizen Akyol, tüketiciyi arı ürünlerindeki sahtecilik konusunda da uyarıyor:
“İnsanlara NASA’dan izin aldıklarını söyleseler de balı da Mars’tan getirseler hiç bir balın kilosu 200 liranın üstünde satılamaz. Bu dolandırıcılıktır. Keza 10-15 liraya da bal satılmaz. Buna dikkat etmek gerekir. İnsanlar aldıkları ürünün ardına düşmeli. Üstünde organik etiketi olan her ürüne de kanmamak lazım. Devletimizin de bu konuda denetimlerini arttırması da gerekmektedir.

Başka bir örnekte Dilmen
Nürnberg’de katıldığı bir konferanstan sonra organik arıcılığa merak salan Nükhet Dilmen (48) de 2008 yılından beri sertifikalı organik bal üretiyor. Bal yemeyi çok sevdiği için arıcılığa başlayan Dilmen için arıcılık bir tutku olmuş. Aynı zamanda yayıncılık da yapan Dilmen, Rize’nin Çamlıhemşin yaylalarında ve Balıkesir’in Gölova ilçesinde üretim yapıyor.
Ürettiği balın yalnız sofrada yemek için değil aynı zamanda sağlıklı da olduğunu söyleyen Dilmen, organik arıcılığı şu sözlerle anlatıyor: “Biz kovanlara arının kendi yaptığı peteği koyuyoruz. İçinde hiçbir ilaç bulunmayan petekler bunlar. Kendimiz üretemediğimiz zaman sertifikalı petek alıyoruz. Konvansiyonel ilaç katkılı petek kesinlikle kullanmıyoruz. Ayrıca arılara antibiyotik türü insan sağlığına zararlı hiçbir ilaç da vermiyoruz. Sertifikalı organik usule uygun ilaçlar kullanıyoruz. Mesela kimyevi bir ilaç yerine kekik yağı kullanıyoruz bazen. Kovanlarımızın 5 kilometrelik çevresinde ilaçlı tarım arazisi de yok.”
Yılda 1 tona yakın organik bal ürettiğini kaydeden Dilmen, devletten organik tarıma destek vermesini de istiyor. Dilmen, “Üretim yaptığımız yerlerde konvansiyonel arıcılık yapılmaması gerek. Devlet bunu kontrol etmeli. Organik üreticilere alan yaratmalı. Sertifika kuruluşlarına çok para ödüyoruz. Bu denetimler devlet eliyle de yapılabilir” sözleriyle taleplerini ve sorunlarını sıralıyor. Organik balın Türkiye’de yaygınlaşabilmesi için konvansiyonel tarım arazilerinin azaltılması gerektiğine değinen Dilmen, “İlaçlı tarım arazileri fazla olunca organik arıcılık yapmak da çok güç” diyor.
İnsan sağlığına faydalı gıda üretimi için denetimlerin doğru yapılması gerektiğini söyleyen Dilmen, “Üretim safhasından sonra kontroller duruyor. Mesela ben balı aldıktan sonra nerede depoluyorum bunu kimse kontrol etmiyor. Yani bu işler biraz vicdani sorumluluk gerektiriyor. Böyle denetim mekanizmaları içinde hile yapanlar da olabilir” diyerek organik üretimin denetimine dikkat çekiyor.
ORGANİK BALDA ‘ZİRVE’YE ÇIKTIK
Türkiye’de organik bal deyince ilk akla gelen üreticilerden biri Silifkeli Celal Çay. 2009 yılından beri Torosların zirvesinde ekolojik üretim yapan Çay, için arıcılık aile geleneği. 70 yıl önce 40-50 kovanla başladıkları arıcılıkta Çay ailesi bugün Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen organik bal üreticilerinden biri olmuş durumdadır.
Ailenin üniversite mezunu tek üyesi Celal Çay, yabancı dili ve araştırmacı ruhuyla baba mesleği arıcılığa dünyayı takip ederek yön veriyor. “En iyi balı nasıl üretebiliriz diye araştırdığımda dünyada yüzde yüz organik arıcılık diye bir şey olduğunu keşfettim” diyen Celal Çay, 3 yıl önce organik bal üretimine geçerken büyük sıkıntılar yaşadıklarını söylese de bugün arıcılara organiğe geçmeleri için ikna turları yapıyor.

ÜNLÜ MÜŞTERİLER
Yılda 500 kovanla yaklaşık 7-8 ton organik bal üreten Çay’a organik arıcılıkla para kazanıp kazanamadığını soruyoruz. Çay bu sorumuzu gülümseyerek yanıtlıyor: “Bundan 5-6 yıl önce ‘Bir kişi gelecek ve senden bin 500 liralık bal alacak’ deseler güler geçerdim. Şimdi öyle müşterilerim var ki ürüne güvenip fiyat dahi sormadan satın alıyor. Balın kilosunu 160 liraya satıyoruz ama kilosu 400 lira desem alacak olanlar var.” Aralarında Dr. Ender Saraç, Sinan Çetin, Hakan Altuğ gibi ünlülerin de olduğu bilinçli bir müşteri potansiyeline sahip olduğunu kaydeden Çay, “Organik bal tüketicileri genellikle çok bilinçli oldukları için bazen benim bile ilk defa duyduğum organik analizleri soruyorlar. Hatta bazı iş adamları Mersin’e gelerek üretim yerimizi ziyaret ediyor. Yani sertifika kuruluşlarının yanında ciddi bir tüketici kontrolü de var” diyor.

BALDA TOROS DAĞLARININ BETKİSİ ETKİSİ
Çay, ürünlerindeki kaliteyi Toroslar’a borçlu olduğu görüşünde. Torosların zirvelerinde ürettiği balın kaliteli olmasındaki en büyük etkenin Akdeniz iklimi olduğunu belirten Çay, “Toroslarda yazlar kurak geçtiği için su çok az. Bu yüzden bitkiler daha küçük meyve verirken aroma daha yoğun oluyor. Mesela Karadeniz’de çok fazla yağış olduğu için meyveler büyük ama aroma oranı az. Bizim yöremizde arılar, bitkilerin o yoğun aromasından istifade ediyor. Torosların zirvesinde yabani ağaç bile yok. Toros kaya kekiği, kır çiçekleri ve yabani yoncalardan polen topluyor arılar. Dolayısıyla Toroslarda üretilen bal diğerlerinden çok farklı” diye konuşuyor.

TÜKETİCİ NEYE GÜVENMELİDİR?
Kovanların çevresinde ilaçlı tarımın yapılmadığını ve üretimin hiçbir safhasında kimyevi ilaç kullanılmadığını söyleyen Çay, tüketicinin bal alırken neye dikkat etmesi gerektiğine ilişkin de şu bilgileri veriyor: “Öncelikle kavanozun üzerindeki organik sertifika logosuna dikkat etmeli. Eğer sertifika logosu yoksa o ürün organik değildir. Organik ürünler ve bal kovandan markete kadar denetlenen bir ürünlerdir.

ORTADOĞU’DAN BÜYÜK TALEP GELMEKTEDİR
Türkiye’nin organik arıcılık yapmak için çok geniş bir araziye ve hava şartlarına sahip olduğunu vurgulayan Çay’a göre Türkiye gelecekte dünyanın en güçlü organik bal üreticilerinden biri olabilir. Yurtiçi ve yurtdışı taleplerinin karşılanamadığını söyleyen Çay, “Ortadoğu ülkelerinden çok fazla organik bal talebi oluyor ancak biz Türkiye’deki talebi bile karşılamakta zorlanıyoruz. Türkiye’de organik arıcılığın gelişmesi şart. Bu ülkenin birçok yeri dağlık olduğu için tarım yapılmıyor. Tarım yapılmayan yerler organik arıcılık için çok uygun” diyor ve bize ülkemiz adına sevindiri bir haber veriyor.

İTALYA’DAN BRONZ GELDİ
Ürettiği çiçek balıyla 2011’de İtalya’da düzenlenen “Organik Bal Yarışması”nda bronz madalya alan Celal Çay, organik arıcılığı ve geçiş sürecini şöyle anlatıyor: “Kullandığımız balmumu ve kovanlar tamamen özel. Organik standartlarını sağlaması için kovanların hiçbirinde kimyevi bir madde (boya, ilaç vs) olmaması gerekiyor. Ayrıca kovanlarımızın 5 kilometre civarında ilaçlı tarım yapılan yerlerin de olmaması gerek. Kovanların çevresinde ilaçlı bitkiler olmadığı için arılar tamamen doğal kır çiçeklerinden polen topluyorlar. Biz bu şartları bir yıl içinde tamamladık. Yeni kovanlar ve balmumları aldık. O kovanları konvansiyonel tarımın yapılmadığı Toros Dağları’nın zirvelerine taşıdık. Şartlar oluştuktan sonra da organik üretim yapıp yapmadığımızı denetleyen sertifika kuruluşundan sertifikamızı aldık. Arıcılık ekolojik sistem içinde çiçekler arası polen taşıyarak döllenmeyi de sağlayan önemli bir unsur. Kovansiyonel tarım arttığı müddetçe başta arılar olmak üzere birçok ekolojik unsur yok olacak.”

‘Devlet desteklemelİ’
Çay, devletten yeteri kadar destek görmediğinden de yakınıyor: “Kovan yardımı yapılabilir, sertifika kuruluşlarına ödediğimiz yüklü para azaltılabilir. Biz ekolojik üretimi sevdiğimiz ve doğru bulduğumuz için yapıyoruz. Ama bu konuda devlet teşviki çok önemlidir. Organik tarım ne kadar artarsa organik arıcılık da o kadar artar. Özellikle küçük üreticilerin organik üretime geçmebilmesi çok maliyetli olduğu için devlet destegi gerekmektedir.

Kaynak: http://gundem.milliyet.com.tr/akyol-aricilik-bir-evliya-meslegidir/gundem/gundemdetay/07.12.2012/1638281/default.htm

Read More

En iyi organik tarımcılar

Merkezi İsviçre’de bulunan Organik Tarım Araştırma Enstitüsü (FİBL) ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) tarafından yürütülen proje kapsamında Türkiye’nin en iyi organik tarım üreticileri belirlendi. Sıralamada ilk 5’te Çanakkale, Aydın, Antalya, Ordu ve Afyon’dan üreticiler yer aldı.
Ege İhracatçı Birlikleri’nden yapılan yazılı açıklamada, organik tarımın geliştirilmesi amacıyla Birlik desteğiyle FİBL ve ETO tarafından yürütülen ”Alman-Türk İşbirliği ile Organik Tarım Projesi”nin birinci yılını doldurduğu belirtildi.
Açıklamada, projenin ilk yılı kapsamında Türkiye’deki iyi uygulamalara dikkat çekmek amacıyla başarılı organik çiftçilerin belirlendiği ifade edildi.
Proje Koordinatörü Elisabeth Rüegg, yaptığı açıklamada, değerlendirmeye, ülke genelinden 40 çiftçinin başvurduğunu, kriterlere uyan 20 başvurunun değerlendirmeye alındığını, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ETO Derneği’nden temsilcilerin oluşturduğu jürinin adayları ziyaret ettiği bildirdi.
Jürinin Türkiye’deki en başarılı 5 organik üreticisini belirlediğini kaydeden Rüegg, şunları kaydetti: “Yapılan değerlendirme sonucu herhangi bir sıralama olmaksızın, Çanakkale Gelibolu’dan Ayça Güleç, Kuşadası’ndan Gürsel Tonbul, Antalya Elmalı’dan Hüseyin Serdar Tanal, Ordu’dan İlhadi Gürel ve Afyon’dan Vehbi Ersöz Türkiye’nin en başarılı organik üreticileri olarak seçilmiştir. Kendilerine yaptıkları işi layıkıyla yaptıklarından dolayı teşekkür ediyoruz.

Kaynak : Milliyet – SAMET AKTEN İstanbul

Read More

ORGANİK TARIM HASTALIKLARI AZALTACAKTIR

Organik tarımla birlikte hastalıkların da azalacağı düşünülmekte ve böylece ülkeler sağlık harcamalarından tasarruf ederek ekonomilerinede katkıda bulunacaklardır.
Dünyanın 2’nci büyük sektörünün ilaç sanayisi olduğunu söyleyen Tonbul, “Paramızı hastalanmadan önce harcayalım, ilaç için vereceğiniz parayı sağlıklı gıda için verelim. Bir gün organik ürünler doktor reçeteleriyle verilmeye başlanırsa toplum değerimizi anlayacak” dedi
Turizmle uğraşırken ani bir kararla toprağa yönelen ve sağlıklı ürün yetiştirmek için Kuşadası Davutlar Yolu’nda 2 bin dönümlük bir çiftlik kuran Gürsel Tonbul, “Bir gün organik ürünler doktor reçeteleriyle verilmeye başlanırsa toplum çok daha iyi anlayacak geleneksel tarımın gereğini” dedi. Organik ürünlerin pahalı olduğu algısının ihtiyaçların yanlış sınıflandırılmasından kaynaklandığını savunan Tonbul, büyükşehirlerde kurulacak organik hallerle fiyatların yarı yarıya düşeceği görüşünde.
‘Geleneksel yöntemler’
Ailesi ve yakın çevresinin toprakla tanışması için amatör olarak çiftçiliğe başlayan Gürsel Tonbul’un(58) asıl mesleği İngilizce öğretmenliği. Eşinin Kuşadalı olması nedeniyle yerleştiği Kuşadası’nda 5 yıl öğretmenlik yapan Tonbul, sahibi oldukları turizm firmasının işlerinin yoğunlaşması üzerine öğretmenliğe veda etti. Bir süre eşiyle birlikte seyahat acentesi işleten Tonbul, Antalyalı bahçıvan bir aileden gelmesinin de etkisiyle 20 yıl önce tüm işlerini bırakıp kendini toprağa adadı. Tonbul’un kurduğu çiftlik zaman içinde adeta bir masal diyarına dönüşmüş. Yel değirmeninden tarım müzesine, hayvanat bahçesinden zeytinyağı fabrikasına içinde saatlerce gezilebilecek birçok tesis bulunan çiftlikte tarladan hasat edilen ürünün geleneksel yöntemlerle dönüştürülüp paketlenmesine tanıklık edebiliyorsunuz. Çiftlik aynı zamanda organik tarımdaki doğal döngünün de net bir fotoğrafını veriyor.
Ekolojik prensiplerle 18 yıldır bitkisel ve hayvansal üretimin yapıldığı çiftlik sadece bir üretim yeri de değil. Organik tarıma gönül verenlerin yıl boyu ziyaret edip bilgilenme imkânı bulduğu çiftlikte Gürsel Tonbul, öğretmenliğe de doğal tarımı anlatarak devam ediyor. 2 bin dönümlük alanda yaklaşık 100 çalışanıyla birlikte geleneksel yöntemlerle ürün yetiştiren Gürsel Tonbul’la organik tarımı konuştuk:
Sizin için ne ifade ediyor?
Organik tarım tohumundan ürüne kadar bir sistem içinde izlenebilir ve kontrollü bir alternatif tarım modeli. Kuralların başında da toprak, bitki, hayvan ve insan sağlığına zarar hiçbir girdinin kullanımına izin verilmemesi geliyor. Bu hiçbir ilaç ve gübre kullanılmaz anlamına gelmiyor. Organik içerikli gübre ve ilaçlar üretimde kullanılabiliyor. Organikte temel felsefe her türlü bitkisel ve hayvansal çıktının toprak besinine dönüşmesidir.
Konvansiyonel tarımın amacı ise kâr!
Ben ona konvansiyonel tarım demiyorum. Saldırgan, somuran bir tarım. Kısa zamanda çok ürün alıp toprağı, suyu ve sürdürülebilirliği umursamayan bir tarım çeşidi. Mesela tahıl yatağı olan Konya’da meyve üretimine geçildi. Yeraltı suyu kaynaklarının aşırı kullanımından dolayı Konya havzasında derin çukurlar oluştu. Orada tüketim ihtiyacından fazla bir üretim yapılırken biz bugün saman ithal etmek zorunda kaldık. Gerçek ihtiyacınız kadar üretim ve ihtiyacınız kadar tüketim. Günde 1 kilo elma yiyeceğinize 1 tane organik elma yiyerek gerekli besini alabilirsiniz.
Organik olmayan hasta eder mi?
Üretimde kullanılan inorganik zehirlerin insan sağlığına zarar verdiği de bilinen bir gerçek. Bu zehirler yıkamak veya pişirmekle geçmez. Gıda yoluyla geçtikleri bünyede birikirler ve zaman içinde kanser gibi hastalıklara neden olurlar. Kanserin nedenleri arasında tarım kimyasalları da sayılıyor. Sonuçta vücudumuz da bir filtre ve o filtrenin de bir kapasitesi var.
İhtiyaçları reklamlar dizayn ediyor
Aslında dünyada en büyük sektör gıda. Ama 2’nci büyük sektör de ilaç. Ben ‘Paramızı hastalanmadan önce harcayalım, ilaç için vereceğiniz parayı sağlıklı gıda için verelim’ diyorum. Bir gün organik ürünler doktor reçeteleriyle verilmeye başlanırsa toplum çok daha iyi anlayacak geleneksel tarımın gereğini.
Para kazanıyor musunuz?
Ben para kazanmıyorum ama inandığım bir işi yapıyorum. Yaptığım iş kendime saygı duymamı sağlıyor. Burada kadının aklı, bilgisi ve yüreği yeni nesile geçiyor. Eski kadınlardan öğrendiğimiz üretim metotlarını kullanıyor ve öğretiyoruz. Mesela burada çalışan yaşlı bir bilge kadın incir sızması üretimini öğretti bize. Bu aslında yerel bir koca karı ilacıymış. Gelişemeyen, büyüme sıkıntısı yaşayan çocuklara çiğ bademle verilirmiş. Şu anda da bu ürünü en çok tüketenler maalesef bağışıklık problemi yaşayan kanser hastaları.
Sizi kim denetliyor?
‘Bio-inspecta’ adlı kuruluş denetliyor.
Küresel ısınma sizi etkiledi mi?
Küresel ısınma denilen lanet, açık tarım yapmak konusunda bizi zorluyor. Don veya sel gibi bir mevsim anormalisi bir tarla ürünü yok ediyor. Biz ısınmanın etkisini 8-10 yıldır hissetmeye başladık ama son 3-4 yıldır daha şiddetlendi. Yazın tarla domatesi, salatalık, taze fasulye, patlıcan, biber, bamya ve börülce yetiştirirken sıkıntı yaşıyoruz. Ürün aşırı sıcakların etkisiyle yanıyor. Dolayısıyla biz de günlük ürün yetiştiriyoruz.

Ürünler nereye satılıyor?
Çiftlikte yetişen ürünler Buğday Derneği’nin Bakırköy, Şişli, Kartal, Beylikdüzü’ndeki organik pazarlarında satılıyor. Yine bir firma kanalıyla Carrefour’un bazı mağazalarına ürünler gidiyor. Ayrıca Ekobahçe, Viteminera adlı mağazalara da çiftlikten ürün gönderiyor. Bazı özel anaokulları, restoranlar ve büyük oteller de çiftliğin direk müşterisi. Çiftlikte her perşembe kamyon doluyor ve İstanbul’a doğru yola çıkıyor. Kargoyla ürün alanlar da var.
Ürünleri ‘Yerlim’ markasıyla satılan çiftlikte yok yok. Mevsimine göre erik, kayısı, şeftali, üzüm, portakal, greyfurt, mandalina, limon, nar, ayva, kiraz, incir, franbuaz, domates, patlıcan, yeşil biber, kabak, salatalık, pancar, beyaz lahana, kırmızı lahana, brokoli, marul, ıspanak, kereviz, turp, zeytin, ceviz, badem ve üzümün yetiştirildiği çiftlikte bu ürünlerden elde edilen, zeytin yağı, şarap, reçel, marmelat, komposto, salça, sirke, baharat gibi mamullerin de satışı yapılıyor.

Geleneksel nar ekşisi nasıl yapılır?
Dalından koparılan bir nar 500 metre uzaklıkta kadınlar tarafından ayıklanıp çuvalda eziliyor. Elde edilen organik nar suyu kazanlarda kaynatılıp nar ekşisine dönüşürken, kurutulan çekirdeklerden de yağ elde ediliyor. Nar kabukları ise bir sonraki ürüne besin olması için kompost çukuruna atılıp gübreye dönüştürülüyor.

Read More

ORGANİK TARIMIN GELİŞİM SÜRECİ

Son yıllarda organik tarım yüzde 116 artmıştır.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verileri organik tarım üretiminde ciddi bir artış yaşandığını ortaya koyuyor. 2010 yılında 1 milyon 343 bin ton olan organik üretim 2011 yılında 2 milyon 905 bin tona ulaştı ve önceki yıla oranla yüzde 116 artış sağlandı. Organik tarım yapılan toplam alan 2002 yılında 90 bin hektar iken, 2011 yılında 615 bin hektara çıktı. Aynı dönemde organik tarımla uğraşan çiftçi sayısı 12 bindi geçtiğimiz yıl bu sayı 42 bine yükseldi. Toplam organik tarım alanları içinde 2011 yılı verilerine göre Doğu Anadolu Bölgesi birinci sırada, Ege Bölgesi ikinci sırada, Güneydoğu Anadolu Bölgesi de üçüncü sırada yer alıyor.
Organik ürünlerde 190 bin tonla meyve üretimi ilk sırayı alırken, buğday 92 bin tonla ikinci sırada, sebze üretimi 29 bin tonla üçüncü sırada yer aldı. İhracatta ilk sırayı zeytin alırken, ikinci sırada elma ve üçüncü sırada pamuk yer alıyor. Ülke genelinde 2011 yılında 15 milyon 500 bin dolarlık organik tarım ürünü ihracatı yapıldı. Organik tarımın gelişmesi için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da 2005 yılından bu yana çiftçiyi destekliyor. Bu kapsamda 2011 yılında organik tarım yapan 24 bin çiftçiye 60 milyon 580 bin lira destek ödemesi yapıldı. 2012 yılında da organik tarım yapan 28 bin çiftçiye 67 milyon 280 milyon lira destek ödemesi yapıldı.

Read More

ORĞANİK TARIMIN SORUNLARI NELER?

En önemli sorun tedarik zincirindeki halkaların eksikliği, üreticiler çeşitli yerlere dağılmış, büyük kentlerde de tüketiciler var. Ürünnün nihai tüketiciye ulaşaması gerekiyor, organik ürün hallerinin olmaması, ürünlerin korunacağı depoların bulunmaması ve dağıtım ağının eksikliği en büyük sorun görünüyor. Konvansiyel ürünü işleyen bir endüstri var, ama organiği işleyen, çevreye zarar vermeyen paketleme sistemiyle paketleyen henüz ya yok yada son derece amatörce yapılıyor.
İkinci sorunda sertifika aşamasında ve denetimlerin özel şirketlere verilmiş olması ve bu şiketlerin pahalı bir sertifikasyon hizmeti sunmalarıdır. Bunu tarım bakanlığı kendi bünyesinde yapabilir, bu hizmetten üreticiler daha ucuza veya üçretsiz yararlandırılır. İlk 5-6 sene denetimlerin bedava olması üreticilerin maliyetini düşürecektir.
Organik ürünleri halk da pahalı olduğu için alamıyor
Üreticilerden makul fiyatla cıkan ürünler tüketiciye ulaşıncaya kadar, bireysel ve parçalı tedariğe dayalı pazar yapısı fiyatları artırıyor. Mesela mandalina, nar ve salatalığın kilosu üreticiden 1.5 – 2.5 liraya çıkıyor. Bu fiyatlarla aracılara teslim eden üreticiler, nakliyat fiyatı, mağazaların giderleri, kârı ve fireler de eklenince fiyat yükseliyor. Oysa bir organik hal olsa üretici tüm ürününü oraya indirse fiyatlar yarıya düşer.
Belli bir gelir grubu alabiliyor, yanlış tercihler bizleri yanlış beslenme alışkanlığına götürmüş, oysaki temel ihtiyaçlarımızı sınıflandırırken doğru hareket etmeliyiz. Organik elmanın tanesini 1 liraya alıyorsunuz. Bir paket bisküvinin de en düşük fiyatı 1 lira. Bir paket bisküvi yerine 1 tane elma alsanız çok daha iyi beslenirsiniz. Bir paket cipse 2.5-3 lira vereceğimize çocuğumuza 2-3 elma alabilirsiniz böylece çocuğumuz gerçekten beslenmiş olur. Bu gözle bakılırsa organik ürün pahalı değildir. İnsanlar kredi alıyor mutfak seramiklerini değiştiriyor ama o borcu ödeyeceğim diye gıdadan kesip buzdolabını boş bırakıyor. Gıda bütçelerde en alt sırada ama bütün yaşam enerjimizin kaynağı gıdandır. Neyi önceleyecegimizi piyasa belirliyor biz degil, piyasa da kar önceliğine göre oluşturulmuştur.
Biz birileri kar edecek diye yanlış bir beslenme içine sokulmuşuz, bundan kutulmanın yolu dogal ürünler tüketmektir.

Read More